3027/2020 09.12.2020
TABİP ODASI BAŞKANLIĞI’NA
Pandemi sürecinde tarafımıza şikayet
edilen iki makalenin incelenmesi için Farmakoloji, Etik, Halk Sağlığı
ve Göğüs Hastalıkları uzmanlarından oluşan bir heyet görevlendirilerek
görüş yazısı istenmiştir.
Uzmanlar tarafından oluşturulan
ortak görüş yazısı çalışmalarınızda yararlı olabileceği düşüncesiyle
paylaşılmıştır.
Bilgilerinize sunar,
çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Saygılarımızla,
Prof.
Dr. Vedat Bulut
TTB
Merkez Konseyi
Genel
Sekreteri
PANDEMİ SÜRECİNDE ETİK TARTIŞMALARA NEDEN OLAN İKİ
MAKALENİN ARAŞTIRMA ve YAYIN ETİĞİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
İnsan, varoluşuyla birlikte temelde
merak olmak üzere yaşamı anlama, bilme, güvenilir ve rahat kılma
gereksinimlerinin karşılanması için bilgi üretme sürecine de başlamıştır. Söz
konusu süreçteki en önemli kazanımı ise ürettiği bilginin hakikati ifade edebilmesi
amacıyla bilimsel yöntemi geliştirmesidir. Böylece doğa gerçeklerini açıklama
çabasının en güvenilir yoluna ulaşılmıştır. Bu yöntemin son adımının ise elde
edilen bilgilerin ilgililere iletilmesi amacıyla yayınlanması olacağı açıktır.
Yayınlama işlemi duyurmayı aşan boyutuyla bilim dünyasında elde edilen bilginin
denetlenebilmesine ve yeniden üretilerek kullanılabilmesine olanak
sağlamaktadır. Tüm bunlar her gün yeniden üretilmesi gereken güvenilir olmanın
sağlanması amacıyla; hakikati arama eylemi olan bilimsel yöntemin temel
değerinin dürüstlük olmasını ve bilim insanının da teknisyenliği aşan aydın
kimliğiyle etik duyarlılığa sahip eylemini zorunlu kılar. Bu noktada Brecht’in “Eğer
bilim insanları kendilerini yalnızca bilgi için bilgi toplamayla sınırlarsa,
bilim sakat kalacak ve yeni buluşlar yeni dertler getirecektir. Zamanla
keşfedilecek her şeyi keşfedebilirsin, ama ilerlemen insanlıktan uzak bir
ilerleme olacaktır. Seninle insanlık arasındaki uçurum bir gün o kadar
büyüyebilir ki; senin yeni bir buluş üzerine duyduğun coşkunun karşılığı,
evrensel bir dehşet haykırışı olabilir.” sözlerini tekrar hatırlamak
gerekecektir.
Bilimsel yöntemin içeriğine uygun
şekilde yapılandırılmış, ilkeleri belirlenmiş süreçler ortak dili konuşmayı ve
ortak ‘iyi’yi oluşturmamızı sağlayacaktır. Bu yaklaşım, araştırmanın kendisi
gibi yayınlanma sürecinin de etik değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Araştırma etiğine genel olarak klinik
araştırmalar bağlamında baktığımızda en temelde hekimin hastasını
araçsallaştırmaması ve amaç-araç ayrımının iyi değerlendirilmesi ön plana
çıkacaktır. Bunun dışında araştırma konusunun, yönteminin bilimsel açıdan
anlamlılığı; elde edilen bilginin güvenilirliği, araştırmacının ve araştırmanın
yapıldığı kurumun yeterliliği; araştırmaya dahil edilmiş olan gönüllülerin
özerkliklerinin, mahremiyetlerinin korunması; herhangi bir yanlılığın/ çıkar
ilişkisinin olmaması; sınırlı kaynakların akılcı kullanımının göz önüne alınması
gereklidir. Böylece bireylerin bilginin genişletilmesi uğraşlarının üstünde
tutularak korunmasının/aldatılmamasının gereklilikleri sağlanmış olacaktır.
Araştırmaların
evrenselliğini sağlayan yayınlanma aşamasında da bilim etiğinin ayrılmaz ikinci
ögesi olan yayın etiği devreye girer. Yayın etiği açısından ele alındığında
yazarlık hakkı, en sık karşılaşılan etik sorunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda,
Vancouver kriterleri göz önüne alındığında: Çalışmanın planlama, tasarım,
analiz ve yorumlamasına katkıda bulunmanın; yayını hazırlamak veya önemli
oranda beyinsel katkı ile düzeltmenin ve yayınlanacak son haline onay vermenin
her bir yazarın sorumluluğu olduğu ortaklaşılan ilkeler olarak görülmektedir. Bilimsel
sahtekarlık olarak da tanımlanan bilimsel yanıltmalarda yayın aşamasında
korsanlık, uydurmacılık, çoklu yayın, bölerek yayınlama, insan-hayvan etiğine
saygısızlık, kaynakçanın taraflı seçilmesi ve taraflı yayın çıkarma (çıkar
çatışması) en sık karşılaşılan yöntemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yayınlarda gözlemlenen, tespit edilen
bilimsel yanıltmaların/aldatmaların bilim etiğinin temel değeri olan dürüstlüğü
ortadan kaldıracağı, bilim dünyasına ve topluma zarar vereceği herkes için
açıktır.
“The comparison of the effectiveness of
lincocin and azitro in the treatment of covid-19 associated pneumonia: A
prospective study” ve “Novel Treatment Approach to the
Novel Coronavirus (COVID-19) With a New Inhaler Theurapetic” isimli makaleler
ele alındığında: Bilim etiğinin tüm bileşenlerinin hem araştırma hem de
yayın etiğinin, en temel değer olan dürüstlükten itibaren neredeyse tüm basamaklarının
ihlâl edildiği açıkça görülmektedir. Araştırma ekibinde yer alan araştırmacılardan
birisinin Sağlık Bakanlığı’nda bakan yardımcısı konumunda olması ve makalenin
etik ihlalleri ortaya çıkınca bakanlıktan yapılan açıklamalar; ülkedeki sağlık
hizmetlerinin ve araştırmaların nitelikli şekilde sürdürülmesi, geliştirilmesi
ve denetlenmesi görevlerinin yasal ödev olarak verildiği kamu kurumunun
sorumluluğunu yerine getirmediğini göstermektedir. Hatta pandemi döneminde salgınla
ilgili her türlü araştırmanın izne tabi tutulduğu dikkate alındığında ise yanlılık,
çıkar çatışması olasılıklarını artırmaktadır.
Tüm bu değerlendirmelerle birlikte
makaleyi yayınlayan derginin de etik sorumluluğu unutulmamalıdır. Makalenin
bilimsel ve etik yönden değerlendirilmesinin yapılarak yayınlanabilirliğinin
tespit edilmesi, söz konusu derginin ve değerlendirmeyi yapan hakemlerin sorumluluğundadır.
Sorumluluklarını yerine getirmeyen yayın organlarının etik ihlalleri de bilim
etiğinin temel değeri dürüstlüğü ve güveni örselemektedir.
Günümüzün post modern dünyasında toplum
mühendisliği amacıyla ‘post truth (hakikat-ötesi)’ söylemleri bilmeyi değil,
inanma ve algıları yönetmeyi hedeflemektedir. Bilim insanının araştırmacı
kimliği yanında yer alan aydın kimliği; toplumu bilim ve bilgi konusunda
aydınlatma, bilinçlendirme, meslektaşları ile güç birliği yapma, araştırmacı
yetiştirme ve eğitme, onlara model olma ödevlerini de yükler. Bu kimlik, tespit
edilen etik ilkelerle uyumlu olmayan eylemlerin saptanması durumunda görmezden
gelmemeyi gerektirir. Suskun kalmak bilimsel çürümenin zeminini hazırlar. Bilim
insanları etik duyarlılıkla hakikatin peşinde koşacak ve bundan ödün vermeyecektir.
“The
comparison of the effectiveness of lincocin and azitro in the treatment of
covid-19 associated pneumonia: A prospective study”
isimli çalışma, 3 Haziran 2020
tarihinde “Journal of Population Therapeutics & Clinical Pharmacology”
dergisinde, “The Era of the Coronavirus (COVID-19) Pandemic” özel sayısında
(Vol. 27 No. SP1) yayımlanmıştır (DOI:
10.15586/jptcp.v27iSP1.684). Bu çalışma değerlendirildiğinde:
1. Araştırmaya dahil edilen 24 hastanın, Şubat-Mart
2020 tarihleri arasında hastaneye yatırılan, 30-80 yaş arası, PCR (+) ve BT
uyumlu COVID-19 pnömoni vakaları olduğu belirtilmektedir. Tedavi gördükleri
hastane Tarsus Medical Park olarak belirtilmektedir. Makalenin ele aldığı
vakalar pnömoni olmasına karşın, çalışmacılar arasında göğüs hastalıkları
uzmanı bulunmamaktadır. Makalede araştırmacılar, Oğuz Güvenmez (Bağımsız
araştırmacı, Adana), Hüseyin Keskin (KBB, Tarsus Medical Park Hastanesi), Burak
Ay (Kimya Departmanı, Çukurova Üniversitesi, Adana), Şuayip Birinci (Sağlık
Bakan Yardımcısı) ve Muhammed Furkan Kanca (Çukurova Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Adana) olarak belirtilmektedir. Çalışmanın yazarlarından, “bağımsız araştırmacı”
olarak tanımlanan Oğuz Güvenmez’in afiliasyonu ve çalıştığı kurum belirtilmemiştir.
Ancak makalenin sonundaki “yazarların katkıları” bölümünde çalışmada üstlendiği
sorumluluklar, diğer araştırmacılar gibi, belirtilmiştir.
2. Makalenin gereç ve yöntem bölümünde,
araştırmanın tipi belirtilmemiştir.
3. Sağlık Bakanlığı’nın ilk COVID-19
vakasını resmen 11 Mart 2020 bildirdiği ve Mersin’de ise ilk vakanın 22 Mart
olarak açıkladığı göz önüne alınırsa, araştırmaya alınan hastaların Şubat-Mart
aylarında nasıl COVID-19 tanısıyla hastanede oldukları açıklanmaya muhtaç bir
durumdur. Bu tanının o dönem için hangi olanaklarla konulmuş olduğu, ilgili
yerlere resmî bildirim yapılıp yapılmadığı belirsizdir.
4. Makale içinde, Sağlık Bakanlığı’nın
etik izin verdiği yazıldığı halde, makalenin sonunda çalışmanın etik onayının
Adana Şehir Hastanesi Etik Komisyonu’ndan alındığı yazılmaktadır. Çalışma çok
merkezli bir çalışma değildir ve olsa bile Adana bu merkezlerden birisi (en
azından koordinatör merkez) gibi görünmemektedir. Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurduğu COVID-19 Bilimsel
Araştırma Değerlendirme Komisyonu, etik izin veren bir komisyon değildir; ancak
çalışmanın yapılmasına onay/izin verebilir. Alınmış etik kurul izni tartışmaya
açık hale gelmiştir.
5. Hastaların aydınlatılmış onam
formlarının alınıp alınmadığı belirtilmemiştir.
6. Makalenin bulgular bölümündeki Tablo
1’de verilen p değerleri Epiinfo ve spss ki kare testi (Pearson, Fisher) ile
incelenmiştir. Cinsiyette olan p değeri 0.67 bulunmuştur. Ancak makalede 0.061 olarak
belirtilmiştir.
7. Makalenin bulgular bölümünde yaş,
cinsiyet ve altıncı gün bronkoalveolar PCR sonuçları karşılaştırıldığı
belirtilmiş; ek hastalık, düzenli kullandığı ilaçlar vb. gibi değişkenlerle
arasındaki ilişkiye bakılmadığı görülmüştür. İlaç etkisini değerlendirmek
açısından yetersizdir. Makalede “hastalar
semptomların başlamasından 3 gün sonra çalışmaya dahil edildi"
denilmektedir. 3 gün boyunca yürütülen tedavi süreçleri hakkında bilgi
paylaşılmamıştır.
8. Yayınlanan makalenin iki yerinde
çalışmanın Şubat-Mart aylarında Tarsus Medical Park Hastanesi’ne yatan 24
COVID-19 vakası üzerinde yapıldığı yazılmaktadır. Çalışmanın bilim insanları
tarafından tartışılması sonucu çalışmanın tarih ve yapıldığı yerlerin “basit
yazım hatası” olarak sehven yazıldığı iddia edilmiştir. Makalenin, Journal
of Population Therapeutics & Clinical Pharmacology dergisine 18 Nisan 2020
tarihinde teslim edildiği; 28 Nisan 2020’de yayına kabul edildiği ve 3 Haziran
2020 tarihinde yayınlandığı ilgili dergide görülmektedir. Bu tarihler bilimsel
olarak çalışma süresi, makalenin hazırlanması ve yayınlanması süreçleriyle
çelişkilidir. Çalışmanın yapıldığı yer
ve tarih ciddi bilimsel hatadır, tüm yazarlar sorumludur. Bu sorumluluk aynı
şekilde makalenin yayınlandığı dergi için de geçerlidir.
Resmî
Gazete’de 28.4.2004 tarih ve 25446 sayı ile yayınlanmış olan Türk Tabipleri
Birliği Disiplin Yönetmeliği Madde 5, yayın etiği ihlallerine de değinmiştir:
Madde 5 — Geçici olarak meslekten alıkoyma cezası, meslek uygulamasından 15
günden 6 aya kadar süreyle alıkonulmadır.
Meslekten
geçici olarak alıkoyma cezası alanlar, bu süre dolmadan Türkiye'nin hiçbir
yerinde özel sağlık kuruluşu açamaz ve resmi veya özel herhangi bir yerde
mesleğini uygulayamaz.
Geçici
olarak meslekten alıkoyma cezasını gerektiren haller şunlardır:
i)
Bilimsel araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel
gerçekleri yansıtmamak; çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adlarına yayında
yer vermek, kaynak göstermeden veya izin almadan başkalarına ait verileri,
olguları veya yazılı eserleri kullanmak ve benzeri suretle bilimsel yayınlarda
yayın etiğine aykırı davranmak
t) Belirlenmiş tıbbi etik değerler ile Türk Tabipleri
Birliği ve/veya Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından benimsenen uluslararası
belgeler ve kurallar dışında davranışta bulunmak.
“Novel Treatment Approach to the Novel
Coronavirus (COVID-19) With a New Inhaler Theurapetic” isimli makale,
bilimsel bir dergide yayınlanmamıştır. Yayınlandığı “Research Square”, hakemi
olmayan, isteyenin yazdığı makaleleri ön baskı (preprint) denen yöntemle
koyabileceği bir sitedir (https://www.researchsquare.com/).
Birinci makaleyle ilgili bilimsel eleştirilerden
hemen sonra bu makale Research Square’den yazarların isteği doğrultusunda 8
Ekim 2020 tarihinde geri çekilmiştir ve sitede buna ilişkin bir not
bulunmaktadır. Bu çalışma
değerlendirildiğinde:
1. 29
Nisan 2020 tarihinde Bakanlık çalışma izin yazısı (2020-04-29T23); 2 Temmuz
2020 tarihinde de Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Etik Kurulu izin yazısı
görülmektedir (2020.07.2.14.115). Çalışmanın ise 1 Mayıs 2020-1 Haziran 2020
tarihleri arasında yürütülmüş olduğu görünmektedir. Etik onay alınmadan
çalışmanın yapıldığı, sonradan onayın alındığı anlaşılmaktadır. Çalışmalardan
önce etik kurul izni alınmamış yayınların bilimsel ve etik kabul edilebilirliği
yoktur.
2. Makalede
çalışmanın çok merkezli bir çalışma olduğu vurgulanmaktadır. İstanbul’dan iki
hastanenin ismi verilmiş, merkezlerden birisi olarak Mersin’den de söz
edilmiştir. Ancak Mersin’den bir hastane ismi verilmemiş, çalışma merkezlerinin
katkısı da açıklanmamıştır.
3. Makale,
toplam 16 hastaya adı açıklanmayan bir “bitkisel ürün”den elde edilen maddenin
buharlaştırılarak entübasyon tüpünden ya da oksijen maskesinden doğru
verildiğini ifade etmektedir. Patent başvurusu olduğu için maddenin adını yazmadıklarını
söylemektedirler. Bir veya birden fazla araştırma ürününün klinik,
farmakolojik veya diğer farmakodinamik etkilerini ortaya çıkarmak ya da
doğrulamak, advers olay veya reaksiyonlarını tanımlamak, emilim, dağılım,
metabolizma ve atılımını tespit etmek, güvenliliğini ve etkililiğini araştırmak
amacıyla insanlar üzerinde yürütülen çalışmalar Klinik Araştırma olarak
tanımlanmaktadır (İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu, 2015). Kullanılan
maddenin insana zararlı olmayacağının toksikolojik yönden kanıtlanmış olması
gerekmektedir. Araştırma ürününün
farmakokinetik özellikleri, toksisitesi, vücut fonksiyonlarına etkisi, tedavi
doz sınırları, klinik etkililiği, endikasyonları, farklı dozları, yeni veriliş
yolları/yöntemleri, yeni bir hasta popülasyonu veya yeni farmasötik şekiller
yönünden araştırılıp araştırılmadığı da bilinmemektedir.
İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik
Araştırmaları Hakkında Yönetmelik’e göre etik kurullar, araştırma başvurusu
hakkında görüş oluştururken asgari olarak;
1) Araştırmadan beklenen yarar, zarar ve
risklerin analizini,
2) Araştırmanın bilimsel verilere ve yeni bir
hipoteze dayanıp dayanmadığını,
3) İnsan üzerinde ilk defa yapılacak
araştırmalarda, araştırmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli
sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması zaruretini,
4) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar
üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak
istenen hedefe ulaşmak açısından araştırmanın insan üzerinde yapılabilecek olgunluğa
erişip erişmediği ve bunun insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması
hususunu,
5) Araştırma protokolünü,
6) Araştırma broşürünün içeriğinin
değerlendirilmesini ve usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediğini,
7) Araştırma ile ilgili olarak verilen yazılı
bilgileri, gönüllü olurlarının alınması amacıyla izlenen yöntemi, kısıtlılar,
çocuklar, gebeler, lohusalar ve emziren kadınlar, yoğun bakımdaki ve bilinci
kapalı kişiler üzerinde yapılacak araştırmalara ait gerekçenin yeterliliğini,
8) Araştırma sebebiyle ortaya çıkması muhtemel
kalıcı sağlık problemleri de dâhil olmak üzere yaralanma veya ölüm hallerinde,
sorumlu araştırmacı veya araştırmacı ya da destekleyicinin sorumluluğunu,
9) Araştırmaya bağlanabilecek bir yaralanma
veya ölüm durumunda tazminat verilmesini,
10) Gönüllülerin araştırmaya alınmasına ilişkin
düzenlemeleri,
11) Araştırmada görev alan araştırma ekibinin
araştırmanın niteliğine göre uygunluğunu, değerlendirir.
4. Makalede ise
kullanılan ajanla ilgili tek açıklama şudur: “Bu klinik çalışmada verilen
yeni inhaler tedavisinde (NIT), toksisitesi olmayan, antiviral, antioksidan ve
antiinflamatuar etkileri olan moleküller bir araya getirilmiştir. Bu yeni
tedavi, Anadolu’da kullanılan eski geleneksel tedavi yöntemlerine dayanmaktadır
ve Anadolu'da yüzyıllardır uygulanan bir tedavidir. Geleneksel olarak birçok
kişi tarafından yıllardır kullanılan bu tedavi akut ve kronik sinüzit, konka hipertrofisi,
nazal polip, alerjik rinit, akut ve kronik farenjit, akut larenjit, zatürre,
akut ve kronik bronşit ve kronik adenomların tedavisinde kullanılmıştır. Biz de
bu tedaviyi kronik yüz ağrısı, kronik baş ağrısı, nefes darlığı ve kronik
öksürük hastalıklarında kullanmaya başladık. Kliniğimizde de bu tedavinin 3
yıldır toksik bir etkisi olmadığına ilişkin gözlemlerimiz vardır.”
Yazarlar, tedavide kullanılan ekstrenin toksik etkileriyle ilgili 3
yıllık gözlemleri olduğunu belirtip herhangi bir kaynak göstermemişlerdir. Oysa
Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, bitkisel ürünlerin
kullanılabilmesi için tüm toksisite çalışmalarının yapılmış olmasını şart
koşmaktadır.
9 Mart 2019 tarihinde 30709
sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan “Geleneksel ve Tamamlayıcı
Uygulamaların Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik” Madde 5.a’da “Araştırmanın,
öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda deney hayvanı üzerinde
yapılmış̧ olması şarttır” yazmaktadır. Makalede hayvan
deneyleri çalışmaları yapıldığına ilişkin bilgi yoktur.
Çalışmaya dahil edilen 16 hastanın dördünün entübe durumda
olduğu belirtilmektedir. “İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları
Hakkında Yönetmelik” Madde 9’da yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilerin
araştırmaya iştirak etmeleri aşağıdaki kriterlere bağlanmıştır:
(1) Araştırma konusunun doğrudan yoğun bakımdaki ve
bilinci kapalı kişileri ilgilendiren ya da sadece yoğun bakımdaki ve bilinci
kapalı kişilerde incelenebilir bir durum olması hâlinde veya yoğun bakımdaki ve
bilinci kapalı kişilerin hastalığıyla ilgili mevcut tedavi seçeneklerinin
tamamen tüketildiği durumlarda, araştırma yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı
kişilerin sağlığı açısından öngörülebilir bir risk taşımıyor ve araştırmanın
yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilere doğrudan bir fayda sağlayacağı
hususunda genel tıbbi bir kanaat bulunuyorsa 5 inci maddede belirtilen hususlar
ile birlikte aşağıda belirtilenler çerçevesinde yoğun bakımdaki ve bilinci
kapalı kişiler üzerinde araştırma yapılmasına izin verilebilir:
a) Araştırılacak ürünün veya uygulamanın yoğun bakımdaki
ve bilinci kapalı kişiler üzerinde bilinen herhangi bir riskinin olmadığı
hususunda genel tıbbi bir kanaatin bulunması gerekir.
b) Yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilerin varsa
kanunî temsilcileri yoksa yakınları, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (ı)
bendi uyarınca bilgilendirilir ve yazılı olurları alınır.
c) Yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişiler, kendisine
verilen bilgi hakkında değerlendirme yaparak bu konuda kanaate varabilme
kapasitesine sahip hale gelirlerse, araştırmaya iştirak etmeyi reddetmeleri
veya araştırmanın herhangi bir safhasında araştırmadan çekilmek istemeleri
durumlarında araştırmadan derhal çıkarılırlar.
ç) Etik kurul, araştırmayla ilgili klinik, etik,
psikolojik ve sosyal problemler konusunda, araştırma konusu ile ilgili alanda
uzmanlığını almış bir hekim tarafından bilgilendirilir ve protokol bu yönde
değerlendirilir.
d) Yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilerde yapılacak
klinik araştırmalar için yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilerin araştırmaya
iştiraki ile ortaya çıkacak zorunlu masrafların karşılanması dışında herhangi
bir ikna edici teşvik veya mali teklifte bulunulamaz.
(2) Yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilerin kanunî
temsilcilerine ya da yakınlarına ulaşılamaması ve yazılı olurlarının
alınamaması durumlarında, birinci fıkra hükümleriyle beraber aşağıdaki
şartların varlığı halinde, sorumlu araştırmacı veya hekim olan bir
araştırmacının sorumluluğunda, yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişiler
araştırmaya dâhil edilebilir:
a) Önerilen araştırma protokolü veya diğer belgelerin,
söz konusu araştırmadaki etik hususları yeterince karşılayıp karşılamadıklarını
etik kurulun önceden değerlendirmiş olması,
b) Kardiyak arrest, kafa travması, santral sinir sistemi
enfeksiyonları, beyin içi kanamaları gibi ani gelişip hekimin hemen müdahale
etmesi gereken ve mevcut tedavi seçeneklerinin tamamen tüketildiği durumlarda,
yoğun bakımdaki ve bilinci kapalı kişilere araştırmanın doğrudan bir fayda
sağlayacağına yönelik genel tıbbi bir kanaatin bulunması. COVID-19 hastaları
için refakatçi kabul edilmediğine göre özellikle entübe hastalardan nasıl onam
alındığı yine araştırmada belirtilmemiştir.
Adı makalede yazılmayan -bilimsel olarak ilaç özelliği de olmadığı
anlaşılan- bir ekstrenin/ürünün herhangi bir deneysel ön çalışma yapmadan
insanda denenmesi etik olarak kabul edilemez. Bu uygulamanın/tedavinin/ilacın, “yeni
bir tedavi yaklaşımı” olarak tanımlanabilmesi için bilimsel olarak kabul
gören süreçlerden geçmesi gerekir. Makalede geçen “Yüzyıllardır Anadolu’da
güvenle kullanılmaktadır”, “kliniğimizde üç yıldır güvenle kullanmaktayız”
ifadeleri tıbbi ve bilimsel açıdan geçersizdir. Bu tür kullanımların etik
olduğu kadar hukukî de (TCK Md. 90) ciddi yaptırımları bulunmaktadır.
Resmî
Gazete’de 28.4.2004 tarih ve 25446 sayı ile yayınlanmış olan Türk Tabipleri
Birliği Disiplin Yönetmeliği Madde 5, yayın etiği ihlallerine ve klinik
araştırmalarda etik ihlallere de değinmiştir:
Madde 5 — Geçici olarak meslekten alıkoyma cezası, meslek uygulamasından 15
günden 6 aya kadar süreyle alıkonulmadır.
Meslekten
geçici olarak alıkoyma cezası alanlar, bu süre dolmadan Türkiye'nin hiçbir
yerinde özel sağlık kuruluşu açamaz ve resmi veya özel herhangi bir yerde
mesleğini uygulayamaz.
Geçici
olarak meslekten alıkoyma cezasını gerektiren haller şunlardır:
i) Bilimsel
araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri
yansıtmamak; çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adlarına yayında yer vermek,
kaynak göstermeden veya izin almadan başkalarına ait verileri, olguları veya
yazılı eserleri kullanmak ve benzeri suretle bilimsel yayınlarda yayın etiğine
aykırı davranmak
l) Hastalıkların tanı ve tedavisinde bilimselliği henüz
kanıtlanmamış ya da bilim dışı yöntemleri uygulamak veya önermek,
m) Usulüne uygun olarak ruhsatlandırılmamış maddeleri
ilaç olarak önermek,
n) İlgili hukuksal düzenlemelere aykırı olarak canlılar
üzerinde deneyler yapmak, yapılmasına destek olmak
t) Belirlenmiş tıbbietik değerler ile Türk Tabipleri
Birliği ve/veya Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından benimsenen uluslararası
belgeler ve kurallar dışında davranışta bulunmak.