Sağlık Bakanlığı’nın son dönemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanları hakkında, sezaryen oranlarını gerekçe göstererek soruşturmalar yürüttüğünü ve “mesleki yeterlilik eğitimi” adı altında üç ila altı ay süreyle meslek icrasını fiilen sınırlandıran idari işlemler tesis ettiğini görmekteyiz.
Sağlık alanındaki mevcut yapısal sorunları görmezden gelerek ve sağlık politikalarına dair köklü bir çözüm üretilmeden, sezaryen oranlarındaki artışın sadece hekimlerin mesleki uygulamalarına dayandırıldığı bir süreç izliyoruz. Artan sezaryen oranlarının tek sorumlusu olarak hekimleri göstermek ve hekimlere yaptırımlar uygulamak, sistemin yapısal sorunlarını göz ardı ederek hem kalıcı çözümlere ulaşılmasına engel olmakta hem de hekimlerin tıbbi özerkliğini kısıtlayarak hekimlik pratiğine müdahale özelliği taşımaktadır.
Sezaryen oranlarındaki artış tablosunun temel nedeni hekimlerin bireysel tercihlerine dayandırılamaz; aksine bu tablo, neoliberal politikaların sağlık alanındaki yansıması olarak Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir sonucudur. Yıllardır uygulanmakta olan bu sağlık politikaları, birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda koruyucu sağlık hizmetlerini dışlayarak, üreme sağlığı ve gebelik takiplerinin sürdürülmesi için gerekli olan ebelik sistemini işlevsizleştirerek ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin omurgasını oluşturan ekip çalışmasını yok ederek takipsiz ve riskli gebeliklerde artışa sebep olmuştur, bu durum sezaryen oranlarını arttıran önemli faktörlerden birisidir. Diğer yandan hastanelerde performans baskısı ve yıllardır artan davalarla malpraktis kaygısı da hekimleri sezaryen yapmaya yönlendiren diğer önemli etkenlerdir. Tüm bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde sonuç artan sezaryen oranları olarak ortaya çıkmıştır.
Niteliği değil niceliği esas alan neoliberal sağlık politikaları uygulanırken, sağlık hizmeti sunumu sayısal verilere sıkıştırılarak hasta güvenliğinin ve hekimlerin mesleki bağımsızlığının ikinci plana itildiğini söz konusu idari yaptırımlar konusunda da görmekteyiz. Tıbben gerekli olmayan sezaryenlerin, zorunlu mesleki eğitim, meslek icrasını sınırlandıran yaptırımlar veya benzeri cezalandırıcı uygulamalarla güvenli ve kalıcı biçimde azaltılması mümkün değildir. Yapısal sorunlar çözülmeden içeriği belirlenmemiş eğitimlerle veya yaptırımlarla sezaryen oranlarını düşürmeye çalışmak, sadece hekimler üstündeki idari baskıyı artıracak, sağlık hizmetlerinin niteliğinin azalmasına, sağlık sistemindeki sorunların derinleşmesine ve istenmeyen sağlık sorunlarına yol açacaktır, sağlık parametrelerinde ise herhangi bir düzelmeye yol açmayacaktır. Sağlık sisteminin yapısal sorunları palyatif yaklaşımlarla giderilemez.
Sağlık sistemindeki sorunlara yönelik uygulamaların esasını, bilimsel araştırmalar, kanıta dayalı veriler, toplumun sağlık gereksinimleri ve çok yönlü değerlendirmeler oluşturmalıdır. Sezaryen oranlarını düşürmek de ancak birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetlerini, ebelik sistemini güçlendirmek, anne ve bebek dostu hastaneleri gerçekten hayata geçirebilmek, hekimlerin klinik kararlarını performans ve malpraktis baskısı olmadan özgürce verebilmesini sağlayacak bir sağlık sistemini oluşturabilmekle mümkündür.
Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği olarak aşağıdaki adımların atılmasını öneriyoruz:
Türk Tabipleri Birliği olarak, sezaryen kararının hekim ile gebenin birlikte yapacağı değerlendirme sonucunda, gebeliğin klinik özellikleri ve tıbbi gereklilikler doğrultusunda verilmesi gerektiğini savunuyoruz. İdari uygulamalar yalnızca hekimlerin mesleki karar alma süreçlerini olumsuz etkilemekle kalmayacak, tıbben gerekli sezaryenlerin geciktirilmesi veya yapılmaması riskini doğurarak anne ve bebek sağlığı açısından istenmeyen sonuçlara yol açabilecektir.
Sezaryen oranlarının düşürülmesi; sağlık meslek ve emek örgütlerinin, etik kurulların ve ilgili uzmanlık derneklerinin dahil olduğu bir katılımcı bir süreçle evrensel ilkeler doğrultusunda yapılacak geniş kapsamlı yapısal düzenlemeler ile mümkün olacaktır. Çünkü sağlık hizmetlerinin toplum yararını önceleyen, bilimsel ilkelere dayanan, katılımcı ve toplumsal bir anlayışla planlanması ve uygulanması gerekmektedir. Ancak bu şekilde sürdürülebilir, nitelikli ve güvenli bir sağlık sistemi oluşturulabilir.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi